Türkiye son yılların en büyük felaketini, en büyük acısını yaşadı, hala da yaşıyor. Evet! Soma’da yaşanan o felaket… Meydan, mahşer alanı gibi… Yeraltına inen her sedye birer birer üzerinde, battaniyeye sarılı ayaklarına kadar kömür karasına bulanmış, kollarında 10 TL’lik saat ile ayaklarında yırttık çoraplarla, kimisi yarı baygın, kimisi bilinci kapalı bir halde, kimisi ise hayatını çoktan kaybetmiş olarak çıkartıldı. Acı olan ise, ne sayı belli ne de kazanın nedeni… Kim suçlu, kim haklı, her şey muamma… Tek belirgin olan şey, yer altında 787 kişinin bir ekmek uğruna karanlıklar içinde Azrail ile baş başa olduğudur. Bu olay da o işle ilgisi olan herkes suçlu ama herkes!
O kadar çok acı gerçekler var ki! Kimisi çocuğunun rahatsızlığı nedeniyle, kimisi kardeşiyle birlikte babalarının hastalığı sebebiyle, kimisi borçları yüzünden, kimisi sigorta için o karanlığa indi.
Haberler de izledik. Madenden sağ çıkartılan bir işçi ambulansa bindirilip sedyeye yatırılırken çizmesini çıkartmak istedi. Devletin, halkın vermiş olduğu vergilerle aldığı o bembeyaz çarşafı belli ki kirletmek istememişti. Senin o kömür karasına bulanmış çizmene bu devlet kurban olsun be kardeşim! Keşke hepiniz sağ çıksaydınız o karanlıktan da kirlenen çarşaf olsaydı.
O kadar çok acı gerçekler var ki! Kimisi çocuğunun rahatsızlığı nedeniyle, kimisi kardeşiyle birlikte babalarının hastalığı sebebiyle, kimisi borçları yüzünden, kimisi sigorta için o karanlığa indi.
Haberler de izledik. Madenden sağ çıkartılan bir işçi ambulansa bindirilip sedyeye yatırılırken çizmesini çıkartmak istedi. Devletin, halkın vermiş olduğu vergilerle aldığı o bembeyaz çarşafı belli ki kirletmek istememişti. Senin o kömür karasına bulanmış çizmene bu devlet kurban olsun be kardeşim! Keşke hepiniz sağ çıksaydınız o karanlıktan da kirlenen çarşaf olsaydı.
Şimdi ki açıklamalara göre bütün madenci vatandaşlarımızın borçları silinecek. Peki, sorarım size? Çocukları babalarına, kadınları eşlerine, kardeşleri ağabeylerine, anaları çocuklarına, kavuşturabilecek misiniz?
Her şey Allah’ın takdiri kabul ediyorum ama ihmal de var be kardeşim!
Hayır, neyi anlamıyorum biliyor musunuz? Deniz altından giden bir hızlı trenimiz var ama maden ocaklarında bir yaşam odamız yok!
Üç saatte koca memleketteki oyları sayan bir devlet, dört gündür kaç kişinin madende olduğunu belirleyemiyor. Elleriyle dört işaretini yapıp Rabia için ağlayanlar, yüzlerce hem de kendi memleketinin vatandaşı için “bu işin şartları bu”, “kader” kelimelerini nasıl kullanabilir? “SOMA-Lİ” vatandaşlar için gereken neyse yapılacak diyenler “SOMA-LI” vatandaşlar için gerekeni bu zamana kadar neden yapmamışlar? Neden, göz yummuşlar? Tek sorun sondaki “i” harfinin “ı” olmasımıydı.
Yerde bir madenci yakınını tekmelerken fotoğraflanan Başbakanlık Müşaviri Yusuf YERKEL, yeni günlük rapor alıp ertesi günü cenazeye nasıl katılabilir? Yedi günlük bir rapor alacak kadar yaralanmış olan bir insan nasıl tekmeler sallayabilir?
Bu nasıl bir memleket, nasıl bir hükümet kardeşim!
Aylarca “Tünel yaptık. Marmaray yaptık.” diye ortalıklarda gezinen Başbakan Bey, tek ve önemli bir şeyi atlamış. Önce Can sonra Canan! Bu atasözünü bilmeyen yoktur. Evet, insanların daha rahat etmeleri için çalıştılar. Bunu kimse inkâr edemez ama önce şu insanların canlarını korumaları için çalışsalardı, belki de bu gün sayısı bile belli olmayan onlarca, yüzlerce emekçi insan yaşıyor olacaktı.
Şuan da iktidarda olan ve daha 2 ay önce balkonlarda zafer konuşmaları yapan hükümet bu olayı nasıl örtbas edecek? Elbet gezi olayını nasıl unutturduysalar, yolsuzluk olayını nasıl örtbas ettiyseler bunun da bir çaresini bulacaklardır, eminim! Hatta çaresini ben söyleyeyim. Yüzlerce madenci vatandaş malulen emekli olacak. Aylığa bağlanıp onlara yardım verecekler. Kısaca; paraya boğup gariban yakınlarını susturacaklar. Ne suçlular bulunup cezaya tabi tutulacak ne de kendileri suçlarını kabul edip istifa edecekler.
Adalet mekanizmasının çökmüş olduğu bir memleket TÜRKİYE!
Peki! O ölen insanların; çocukları, eşleri, anaları, kardeşleri şimdi nasıl yaşayacaklar? Kapılarına oy istemek için kömür torbaları ile hangi yüzle gidebilecekler…
Utanıyorum memleketimden, utanıyorum başımızda iktidar diye gezinen insanlardan…
Hani, keşke dememek için! Diye bir laf vardır ya… Keşke o insanların sesini daha önce duyabilseydik. Bir ağaç uğruna ortalığı yıktık. Keşke bunun içinde Türkiye’yi sallasaydık.
Üzgünüz Soma! Size sahip çıkamadık.
